Nur İçözü, Şipşirin Öyküler ile minik okurların karşısında

Nur İçözü, Şipşirin Öyküler ile minik okurların karşısında

nur icozu

EDEBİYAT TADIYLA SÜSLENMİŞ FISILTILAR

Çocuk kitaplarının usta yazarı Nur İçözü, okumaya henüz başlayan çocuklar için hazırladığı “Şipşirin Öyküler” kitap serisi ile Çocuk Rehberi’ne konuk oldu. “Bana Dikkatle Bakın”, “Şaşkın Kuğu Yavrusu”, “Kar Yağıyor”, “Aynadaki Kız” ve “Lay Lay Lom” isimli beş kitaptan oluşan “Şipşirin Öyküler”, Altın Kitaplar Yayınevi tarafından yayınlandı.

 “Şipşirin Öyküler” projesi nasıl oluştu?

Çocukların yaşamın çeşitli anlarına ve alanlarına dair çok farklı kitaplar okumasının gerekli olduğunu düşünürüm. “Şipşirin Öyküler”i bu anlamda okuma deneyiminin en başında olan okurlarıma farklı konularla ilgili, edebiyat tadıyla süslenmiş fısıltılar  sunması amacıyla kaleme aldım.

Bize biraz beş kitaptan oluşan bu şipşirin projenizden söz eder misiniz? Çocukları nasıl bir dünya bekliyor “Şipşirin Öyküler”de?

Her kitap farklı bir öyküden oluşuyor. Ana kucağından okul öncesi ya da ilkokulunun birinci sınıfına gitmek için ayrılan okurlar için yazılmış bu öykülerde çocuklar, kendilerini olduğu kadar doğayı, çevreyi ve okul yaşamını da tanımış olacaklar. Aile içi iletişimin, yardımlaşmanın önemine tanık olacaklar.

sipsirin oykuler

 “YAŞAMA ÇOCUKLARIN PENCERESİNDEN BAKABİLMEK”

Çocukların koskocaman ve eşsiz dünyalarına nasıl giriyor, onları nasıl yakalıyorsunuz; yazarken bunları gerçekleştirme adına nelere dikkat ediyorsunuz?

Tümüyle doğaçlama ve yılların deneyimine, birikimine bağlı bir yazma öyküsü bu. Yaşama çocukların penceresinden bakabilmek önemli. Ancak, elbette ki yetişkin olduğunu unutmadan!

Kitaplarınızı yazarken size yakın çevrenizden neler ilham veriyor?

Okullarda gerçekleşen etkinlikler çok besleyici oluyor. Karşılıklı bir alışveriş söz konusu. Ayrıca görmeyi bilmek bu işin en önemli olmazsa olmazı. Görmeyi bilecek, üstünde düşünüp düşleyebileceksiniz. İşte o zaman yalnızca yakın çevre değil, gökyüzündeki bulutlardan kuşlara, denizaltının bilinmez köşelerinden dağların zirvelerine kadar her şey kaleminizin ucunda demektir.

“ÇOCUĞUN DUYARLI YAPISI GÖZARDI EDİLMEMELİ”

Dünyada olup biten ve çocukların geleceğini etkileyen meseleler işlenirken nasıl bir hassasiyet gösterilmeli, nelere önem verilmeli?

Çocuğun duyarlı yapısı gözardı edilmemeli. Her yaşın farklı algı boyutu olduğu gibi, duygu ve düşünce evreni de farklıdır. Yazdığımız kitaplarda bunu göz önünde bulundurmamız gerekir. Çocuğun duygularını rencide etmeden, onların hassasiyetlerini istismar etmeden konuları kaleme almak gerekir. Kırılgan dünyalarında travmalar oluşturacak konuları, eğer bir çıkış yolu öneremiyorsak  kaleme almak bence çok da şart değildir. Çünkü çocuklar zaten televizyonlardan tüm acı gerçekleri yazık ki izliyorlar.

Çocuk kitaplarını mutlaka ebeveynler mi seçmeli, yoksa tercih çocuklara mı bırakılmalı? En doğru hareket sizce nedir?

Bence en doğrusu çocuk seçimlerinde özgür bırakılmalı, ancak ebeveyn de seçilen kitapları okuyarak dayatıcı değil, gözlemci ve yol gösterici olmalıdır.

“DİLİMİZİN İÇİNDEKİ MELODİYİ OKURA AKTARABİLMELİYİZ”

Bir çocuk kitabının olmazsa olmazları nelerdir; böyle bir değerlendirme yapmak mümkün müdür?

Bu konuda genelleme yapmak yanlış olabilir. Çünkü karşımızda geniş bir yelpazeye yayılan okur kitlesi var. Yaş grupları burada önemli bir yer tutuyor. Yine de bence olmazsa olmaz diyebileceğimiz en önemli nokta dil ve anlatım olmalı. Farklı yaş gruplarına hitap etsek de, dilimizin içindeki melodiyi okura aktarabilmeliyiz.

“Çocuklara yazmak” nasıl bir duygu? Bize biraz bunu tanımlayabilir misiniz?

Çok keyifli bir şey. Çünkü çok canlı ve sürekli değişen bir kitleyle buluşuyorsunuz. Heyecanlarını, sevgilerini, eleştirilerini art niyetsiz ve en doğal şekilde dile getiriyorlar.

Çocuklarınız küçükken onlara masallar ve öyküler anlatırken bir gün tüm çocukların anlatıcısı olmayı hayal eder miydiniz?

İlginçtir ben çocuklarıma hiç masal anlatmadım. Daha doğrusu anlatamadım. Çünkü hep zamanımı çalan bir iş yaşamım oldu. Bu yıl 47. yılındayım. Bunun en önemli nedenlerinden biri de, henüz yeni çocuk sahibi olduğum günlerde Doğan Kardeş Dergisi’nin de ikinci bir çocuk gibi kucağıma verilmiş olmasıydı sanırım (1970.) Çocuk dünyasına adım atışım bu dergiyle oldu, ondan sonra da diğer yayınlarla devam etti. Çocuklarıma her hafta kucak dolusu çocuk dergisi götürdüm. Kitap yazma konusuna gelince… Sürekli çocuklarla iç içe bulunduğum bir dünyadaydım, ama kitap yazmak aklıma bile gelmiyordu. Çünkü bir başında okurun, diğer başında yazarın olduğu köprüyü ben yayınladığım dergilerle oluşturuyordum ve okurla sürekli iletişim halindeydim. Bu beni doyuruyordu. Kitap yazmaya başlamam çok ani bir kararla oldu. Ve gördüm ki, kitapla kurulan köprüler çok daha sağlam ve kalıcı oluyor.